Senegal, Dakar

Sıcak bir yaz sabahı pencereden gelen ılık bir esinti ve ezan ile uyandım, martılar her zaman gibi çılgınca bir şekilde haykırıyordu. Bugün batı Afrika’nın parlayan yıldızı ve siyah incisi Senegal, Dakar’a gidiyorum heyecanla karışık farklı duygular içinde yataktan kalktım sabah namazını eda ettikten sonra hanım ve çocuklarla vedalaşıp havalimanına doğru yola koyuldum. Uçuş yaklaşık altı buçuk saat civarı sürdü. Uçaktan indiğimde hafif bir deniz esintiyle beraber okyanus kokusunu hissettim, havalimanı 2014 yılında ben gittiğimde okyanusa yakın bir yerde idi. Buradan otele geçtim zaten akşam olmuştu, yolunda vermiş olduğu yorgunlukla uyudum.

Ertesi gün otelden çıkıp otelin sağında kalan okyanusa doğru yürümeye başladım, yol üzerinde seyyar satıcılar, oyun oynayan çocuklar ve sabah sporuna çıkmış insanlarla karşılaştım, okyanus kıyısına gelince sağlı sollu bizim esnaf lokantalarına benzer balık restoranları dikkatimi çekti buranın hemen ilerisinde ise ufak tefek hediyelik eşya dükkânları var idi bu dükkânların olduğu dar sokağı bitirince okyanus kenarındaki kayalıklara ulaştım. Mükemmel okyanus havası ve serin bir esinti yüzümü okşadı ve okyanusun kokusunu ciğerlerime kadar derin bir şekilde çektim, müthişti. Burada yerel halk denize giriyor, üç beş tane delikanlı ellerinde otla balık tutmaya çalışıyor ve az ilerde ise beyaz adam sörf yapmaya çalışıyordu. Bir müddet manzarayı seyredip birkaç kişi ile sohbet ettikten sonra, dönüş yolunda o dar sokaktaki sanat galerilerini andıran hediyelik eşya dükkânlarını gezdim ve Senegal’e özel ufak tefek birkaç hediyelik eşya ve dolap mıknatısı alıp oradan ayrıldım.

Saat öğlen 11’e geliyordu güneş yavaş yavaş yakıcı gücünü hissettirmeye başlamıştı, otelin karşısında yan yana sıralanmış taksi durağını andıran yerde taksicilerle şehir merkezine gitmek için pazarlığa giriştim, isminin Samba olduğunu öğrendiğim kafasında takkesi olan sakalları hafif beyazlamış, takriben elli beş yaşında ve elinde 99’luk tesbihi olan şoför ile anlaştıktan sonra şehir merkezine doğru yola çıktık. Seyir esnasında fotoğraf çekerken bir Jandarma noktasında aracı durdurup kamerama el konmak istendi yaklaşık yarım saat süren bir münakaşadan sonra serbest kaldık tabi kamerayı da vermedim, yani Afrika’da fotoğraf çekerken çok dikkatli olmanız gerekiyormuş bunu deneyimlemiş olup yolumuza devam ettik. Şehir merkezine vardığımızda öğlen vakti girmişti bir camide namazımızı eda ettikten sonra burada birkaç Senegalli ile sohbet etme imkanı buldum; samimi ve güzel insanlardı burada tarikatların ve onların kanaat önderlerinin toplumda derin bir nüfusa sahip olduğunu, halkın saygısını kazandıklarını daha sonra araba ve minibüslerdeki Şeyh resimlerini görünce fark ettim.

Şehri biraz gezdikten sonra yaklaşık saat 3 civarında daha önceden planladığım üzere limana gelip feribot ile Gore adasına doğru yola koyuldum. Feribotta 25 yaşlarında sohbet etmeyi seven Senegalli Hasan ile tanıştım, ada tarihine dair Fransızca bir şeyler anlattı anladığım kadarıyla kendisini dinledim, Türkiye’den geldiğimi öğrenince daha samimi ve içten davranmaya başladı hatta beni evine yemeğe davet etti vaktimin kısıtlı olduğunu söyleyerek telefon numaralarımızı alarak vedalaştık, yaklaşık 45 dakika sonra adaya varmıştık.

Bu küçük ve şirin ada Afrika’nın en batı ucu idi, adaya indiğinizde feribot iskelesinin hemen sol tarafına kalan kısımda köle müzesi var gezmenizi tavsiye ederim. Müzenin devamında yine iskelenin soluna doğru bir sokak burada da sanat galerilerini andıran hediyelik eşya dükkanları, devamında özgürlüğü temsil eden zincirlerini kırmış biri kadın diğeri erkek heykel sizi karşılıyor. Bu heykelin hemen ilersinde köle evi olarak adlandırılan ve Portekizli emperyalist denizcilerin burdan insan kaçakçılığı yaptığı bir binaya varıyorsunuz, tarihin karalık sayfalarınada geçmiş buradaki masum insanlara yapılan zulme tanıklık ettim ve içim buruk bir şekilde buradan ayrıldım. Portekizliler adaya ilk geldiklerinde daha önce hiç alkol içmemiş bu insanlara alkol verip uyutarak gemilere bindirip batıda köle pazarlarında satmışlar. Değişen bir şey yok şimdi ise emperyalist güçler değişik yöntemlerle insanları sarhoş edip kendi düzenlerine modern köle yapıyorlar ne acı demi.

Buradan ayrıldıktan sonra adanın tepesine doğru yola koyuldum dik bir yamaçtan sonra düzlüğe çıktığımda burada beyaz yelkene benzeyen bir anıt beni selamladı bu anıt özgürlük anıtı imiş. Dönüş yolunu ise farklı bir patikadan devam ederek adanın öbür ucuna vardım. Burada evlerin haricinde dikkatimi bir yetimhane ve hemen devamında bulunan kale celp etti. Kalenin müze olduğunu varınca anladım, eski çağlardan kalma kafataslarının ve çeşitli arkeolojik buluntuların sergilendiği müzede Senegal tarihine dair belge ve sanat eserlerinin olduğunu gördüm, burayıda gezmenizi tavsiye ederim. Son feribota yetişmek için iskeleye doğru yol aldım, son feribotla şehir merkezine oradan da çok şükür otele sağ salim vardım.

Burada okyanus kenarında bilindik bir balık lokantasında deniz ürünleri yemenizi tavsiye ederim. Ayrıca tropikal meyve seviyorsanız envai çeşit meyveyi alabilip deneye bileyeceğiz bir yer burası. Baobab (ölümsüzlük ağacı) meyvesi Senegal ekonomisi içi son yıllarda önem kazanan bölgeye özel bir ağaç türü.

Dakar’da nereler gidilir?

  • Özgürlük anıtı
  • Şehir merkezindeki yerel pazar
  • Pembe göl
  • Gore adası
  • Ngor adası

Bir dahaki gezimizde görüşmek üzere Allah’a emanet olun ve sağlıcakla kalın.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

%d bloggers like this: